VAHİY’LE GELEN İLK İLETİŞİM

Vahiy anlaşılması kolay ancak vahyin geldiği anların yaşamak da bir o kadar zor bir hadisedir. Zor olduğunu Peygamberimizin vahiy esnasında yaşadıklarını anlatan ve günümüze ulaşan bilgilerden az çok anlayabiliyoruz.

Hz. Peygamberimizin vahiy aldığı zamanları bir insanın kolaylıkla kaldırabileceği bir süreç olmamıştır. Bu süreci üç başlık altında inceleyebiliriz

  1. Vahiy öncesi hal

Daha önceki askılarımızda öğrendiğimiz üzere gerek Mekke’de gerekse diğer yerlerde insanlık çığırından çıkmış bir vaziyete bürünmüştü. Kimim ne yaptığı, ne için yaşadığı belli değilken güç sahiplerinin güçsüzlere zulmü katlanılacak seviyelerin çok üstündeydi.

Yetim olan Muhammed'in (s.a.v)  içinde bulunduğu ortamın çökmeye yüz tutmuş bu düzenin sosyal meselelerini görmezlikten gelmesi mümkün değildi ve  insanın akibetinin ne olacağı, onun aslının ne olduğu ve dünyada bulunuş gayesiyle ilgili sorulara cevap arama hali ile iç içe bulunurken;  nübüvvete yakın son altı ay içinde gördüğü salih rüyalar Peygamberimizi  arayışa ve inzivaya çekmiştir.

 

  1. İlk Vahiy aşamasındaki hal

 

  • Hz. Muhammed (s.a.v) düşünceye dalmışken melek “oku”masını emrederek ansızın çıka gelmektedir

 

Burada; Melek Peygamberimizin okuma bilmediğini bildiği halde “OKU” diye hitap

 

  • Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından bu emre verilen ilk cevap da "ben okuyamam" şeklinde olumsuz olmaktadır. 

 

İlk hitap Meleğin ifade etmek istediği ile Peygamberimizin anladığı şekilde “OKU” değildir. Bu sebeple Peygamberimiz olumsuz yanıt veriyor.

 

  • Bu durum üç defa tekrar etmiş ve her birinde de melek Hz. Muhammed'i (s.a.v) kuvvetlice sıkmış, neticede takati kesilmiş ve akabinde 

 

Burada melek Peygamberimizi sakinleştirme maksatlı bir harekette bulunuyor

 

  • Meleğin yönelttiği bu emre boyun eğerek "ne okuyayım" cevabını vermiştir.

 

Buradaki boyun eğiş aniden karşısına çıkan bir varlık var ve daha önce karşılaşmadığı şekillerde bir varlık! Fıtrat olarak normal bir tepkinin neticesinde korkuya kapılıp boyun eğmedir

 

  1. Vahiy sonrası hal

 

  • Hz. Peygamberimiz Alak suresinin tebliğ edilmesinin ardından bulunduğu yerden hızla ayrılmıştır. Bu halini anlatabilecek ve sarsıcı halini sakinleştirecek ve ne ile karşı karşı karşıya kaldığını anlayabileceği birisine gitmek üzere ayrılır. Hz Hatice validemizin yanına gelir.

 

Peygamberimizin direkt olarak Hz. Hatice’nin yanına gelmesi çok manidar ve bir o kadar da aile ilişkileri için verilen mesaj açısından önemlidir. Başka gidebileceği yerler aslında vardır. Örneğin o dönemin bilgili insanı Varaka’ya gidebilir durumunu anlatabilir ve cevap alabilirdi yada Ebu Bekir veya Ebu Talip’ de gidebileceği kişiler arasındadır. Ancak bunların hiç birine gitmeyerek doğruca Hz. Hatice validemizin yanına gitmiştir. Hz. Hatice validemizin bu durumunu anlayabileceğini akabinde analiz edebileceğini ve çözüm getirebileceğini biliyordu. Günümüze bakacak olursak bir erkek herhangi bir sorun ile karşılaştığında bunu evvela en yakın arkadaşına anlatıp çare bulmaya çalışırken eşine müracaat etmeyi aklından bile geçirmez eşinden tavsiyeler almaz buna karşılık erkeğin karşılaştığı sorunlar karşısında çoğu hanım erdemli davranmaz konuşmaması gereken yerlerde alakasız konuşmalar yaparak aşırı alakasız tepkiler verir. (istisnalar hariç)

 

  • İlk sözü “BENİ ÖRTÜN” olmuştur.

Bu hal insandan insana göre değişebilen psikolojik bir etkinin tepkimesi sonucudur. Bazı insanlarda şahit olmuşuzdur korktuklarında üzerlerini komple bir şeyle örterler (mesela ben) bazı insanlar da bir yerde küçülmüş vaziyette bir duvar köşesinde oturur, bazıları da gözlerini sıkıca kapatır vs. Bu sonuçlar o anki korkumuzun şiddetine göre ve karılaştığımız duruma göre değişkenlik gösterebilir. Bazen bedenimizi bazen de ruhumuzu korumak maksatlı yapabiliyoruz. Peygamberimiz de ilk vahiy sırasında kendisine ne olduğunu anlayamamış ve dehşete kapılmıştır verdiği bu tepki hem bedenini hem ruhunu korumak isteyişinden kaynaklı verdiği tepkidir.