"İkinci El Zaman- Kızıl İnsanın Sonu" romanı, 2015 Nobel Edebiyat ödülü alana kadar hakkında pek fazla birşey bilmediğimiz, Svetlana Aleksiyeviç'in baş yapıtları arasında bir eser. 

Roman tadında monologlardan oluşan bir eser. Bir toplumun kaderi, bir toplumun tarihi en sıradan insanın, basit ve gündelik yaşamından hikayelerle anlatılmış. 

Bir Suç Ortağının Notları ile başlıyor kitap. 1991-2001 yılları arasında Rusya'da nelerin olduğunu, bu olaylar yaşanırken farklı kuşaklardan insanların bu olayları nasıl algıladıklarını okuyorsunuz ilkin. 

"Sovyet dönemiyle vedalaşıyoruz. Hayatımızın o kısmıyla. Komünizmin delice bir planı vardı, eski insanı, antika olmuş ademi yeniden yaratmak...homo sovyeticus". Biu roman, ideal toplum, ideal insan, kusursuz sosyal ilişkiler, ütopyalar, büyük insanlık ideaaleri taşıyanlar açısından son derece ilginç tespitler içeriyor. Yani insanı tanımlıyor önce, basit, sıradan, korkuları olan, küçük hesaplar peşinde koşan, çoğu zaman kendi çıkarını herşeyin öncesinde gören insanı. Bu insanlar her taramızdalar aslında. Büyük ideolojiler, hep bu sıradan insanların avcısıdırlar. Onları bulmak, onları değiştirmek, onları aydınlatmak, onları başka bir yaşam evrenine geçirmektir amaçları hep. 

İnsanı bulunduğu evrenden aldığın ve başka bir evrene yerleştiremediğin zaman tam da komünizmin ya da kapitalizmin insanı ne hale getirebileceğini en güzel ifade eden cümler herhalde roman kahramanlarından birinin ağzından şu şekilde dökülür;  YA SAVAŞTIK YA DA SAVAŞA HAZIRLANDIK. BAŞKA TÜRLÜ HİÇ YAŞAMADIK..

Toplumları hep bir gerilimin ortasında tutmak. Ateş çemberinin ortasına insanı koymak. Roman da da dediği gibi SSCB^de doğanlarla SSCB'de doğmayanlar başka evrenlerin insanı. Alın bu denklemi kendi tarihimize uyarlayalım. 

Birinci Kısım, Apokalipsisle Teselli adını taşıyor ve 1991-2001 yıllarını anlatıyor. İkinci kısım ise 2002-2012 yıllarını anlatan Boşluğun Cazibesinden oluşuyor. Gorbaçov'dan Yeltsin'e, oradan da Putin'e kadar bir çok çözümleme mevcut. Rusya'nın dağılması sonrası yaşanan süreçte gelişen milliyetçilikler ve Orta Asya insanlarına Rus'ların nasıl kötü baktıkları işleniyor romanda. 

Ayrıca Çeçenistan'la ilgili bölümler var. Ve en çok bölüm ayrılan kısım ise Afgan İşgali ve orada savaşan Rus askerlerinin ailerinin yaşadığı dramlar. 

Lenin "devrim bir istediği zaman değil, kendisi istediği için gelir" sözüne atıfla, "bizi tanklarla, roketlerle ele geçiremediler, en güçlü olduğumuz şeyi yıktılar, RUHUMUZU". 

Rus bürokrasisinin can sıkıcılığı, rus kültürünü ve sıradan Rus insanın özelliklerini roman boyunca sıkça görebiliyorsunuz. 

romanda Putinli yıllar şöyle tasvir ediliyor; "Putin'li 2000'ler...Nasıldır bu 2000'ler peki? Kasvetli...Gri...Maço...Çekist...Cazibeli...Stabil...Egemenler...Ortodoks". Sonuç olarak Putin "sahte bir çar" olarak kabul edilir. 

Ve kitabın en can alıcı bölümü olarak gördüğüm Rus General Ahromeyev'in yaşamını içeren bölüm. Afganistan işgalini gerçekleştiren General Ahromeyev. İntiharla sonuçlanan bir yaşam. Ve intiharından önce yazılan iki farklı mektup..Afganistan işgalcisi generale sorarlar, neden bu kadar çok silah üretmek gerekiyor diye. o da cevap verir, Amerikalılardan geri kalmayacak birinci sınıf silah fabrikaları yarattık. İşi bırakıp tencere üretmelerini ister misiniz? 

Sonuç olarak, vakit ayırarak keyifle okunabilecek siyasal bir roman..