İnsan nasıl aniden tüm hafızasını kaybedecek kadar sinirlenir? Nasıl sırf bayılan birini gördü diye bayılır ya da nasıl evden çıkamayacak kadar evhamlı hale gelir? Neden bazı insanlar suça daha eğilimlidir? Peki, neden bazı şeyleri diğerlerinden daha çok severiz?

Bunlar gibi soruları anlamak için yola çıkmış Harvardlı bir psikiyatrist, Garry Small.  Elimizdeki bu kitabın sayfalarını çevirdikçe onun bir doktor olarak serüvenine, tıbba ve psikiyatriye dair devasa bilgi yükünden her defasında nasıl basit bir tanı ve doğru bir tedavi planı çıkarmak gibi bir görev üstlendiğine, deneyim kazanarak nasıl daha iyi bir doktora dönüştüğüne şahit oluyoruz.

Dr. Small’un eğitiminin ilk aşamalarından başlayarak gördüğü en sıra dışı vakaları anlattığı bu kitap; aklın insanı nasıl uç noktalara götürebileceğini, iyi bir psikiyatrın nasıl insanı psikozdan(gerçeklikle ilişkiyi yitirme) depresyondan, yoğun kaygıdan ve diğer uç noktalardan geri döndürebileceğini gösteriyor.  Dr. Small ele alınan vakalarla birlikte modern psikiyatri ile ilgili epeyce konudan da bahsediyor. Hem yaygın hem de ender görülebilecek psikiyatrik bozukluklar, insan zihni ya da ruhu, insan zihninin nasıl işlediği ve nasıl bozulduğu, psikiyatrideki çeşitli tedavi yaklaşımları, psikiyatrinin diğer tıbbi bilimlerle ilişkisi bu konulardan bazıları.

Dr. Small’un her vakada karşısına çıkan en büyük zorluk ise psikiyatri etrafındaki önyargılarla dolu yoğun sis perdesi. Evet, tıpla alakalı pek çok konuda doğru bilinen yanlışlar var ama maalesef psikiyatri hakkındaki önyargılar hiçbiri ile mukayese kabul etmeyecek kadar çok ve yaygın. En başta psikiyatristler çoğu zaman hastaları iyileştiren değil onların akıllarını didik didik irdeleyen birer dedektif olarak görülüyor. Sonra çoğu zaman insanlar “deli doktoruna gitmekle” damgalanmaktan ve bir sorunu olduğunu kabullenmekten korkuyor. Dahası psikiyatri hakkındaki bu yersiz karamsarlıklar ve yanılgılar yüzünden çoğu insan ihtiyacı olduğu halde psikiyatrik yardıma başvur(a)mıyor.

Aslında insanların problemin kafalarının içinde olduğunu kabul etmek istememesi kısmen anlaşılır bir şeydir. Zira muhtemelen bizi biz yapan şeyi(ister akıl deyin ister ruh) kaybetmek korkusundan kaynaklanan bir inkârdır bu.

Ancak insanların pek çok sorununu çözmenin ilk adımı da çoğu zaman bu inkârı aşabilmekten geçer. Bunun için öncelikle bilmek gerekir ki insan zihni de tıpkı diğer organlar gibi hastalanır. Bu hastalık bazen hafif olur bazen hayatı etkileyecek kadar ağır. Bazen kısa süreli ve geçicidir bazen ise kronik. Bazen bu hastalıkta kişinin iradesinin payı vardır tıpkı sigara içen KOAH hastaları gibi. Bazense bu hastalık tamamen spontan, genetik, çevresel ya da bu etkenlerin karmaşık bir bileşimine bağlıdır. Ama hangi durum olursa olsun psikiyatrik sorunlar sanıldığı gibi kapris veya kötü huy değildir, gerçek bir tıbbi sorundur. Bilinmesi gereken çok önemli bir şey de şudur ki: sorunun psikolojik/psikiyatrik olması kişinin bilinçli olarak bu problemi yarattığı anlamına gelmez. İşin açığı pek çok zihinsel süreç bilinç dışında işlemektedir. Eğer insan zihninin ne kadar derin olduğunu düşündüğümüzde bunu anlamak kolaylaşacaktır.

Eğer bu önyargı ve inkârların ötesine geçebilirsek normal insanlarda bile zihnin nasıl tıkanıp kalabileceğini, nasıl yanılabileceğini, nasıl çarpık şekilde işleyebileceğini görmek hayret verici olacaktır.  Örneğin Dr. Small’un şu hastasına bir bakalım: Aniden kör olan genç bir çocuk. Tam Türk filmi gibi değil mi? Ama gerçek. Üstelik körlüğün gösterilebilir hiçbir tıbbi karşılığı yok. Peki, o zaman hasta nasıl kör oldu dersiniz? Cevap hastanın hikâyesinde gizli. Hikâye için kitaba bakabilirsiniz ama şu sanırım kadarını burada söylemem gerekir: Hastanın zihni bilinçaltında onu daha büyük zararlardan ve acılardan korunmak için gözlerini görmez hale getiriyor. Bir başka vaka: Bir ilkokulda aniden onlarca çocuk mide bulantısı çekmeye, bayılmaya, nefes almakta zorluk çekmeye başlasa… Zehirlenme, salgın... Değil. Bu bir kitle histerisi. Kitle histerisi yoğun fiziksel ve psikolojik stres altında grup dinamiğinin de etkisi ile insanların normal duyumları farklı algılamalarından ortaya çıkar. Çok zor bir durumdur. Ancak iyi haber şu ki grup dağılınca belirtiler kısa sürede kaybolmaya başlar. Yine de eğer ne olduğu anlaşılmazsa büyük paniklere sebep olabilir.

Psikiyatrinin bir başka yönü ise genel tıpla son derece içi içe olmasıdır. Bazen psikiyatrik belirtiler tamamen genel tıbba bağlı somut sebeplerden ortaya çıkar. Bazen de fiziksel belirtilerin kaynağı tamamen zihindeki bozukluklardır. Yani bedeni hastalandıran şey tamamen zihindir. Çoğu durumda ise fiziksel ve psikiyatrik sebepler ile hastalıklar karmaşık bir şekilde iç içe girmiştir. Örneğin psikiyatrik acil odasına girdiğinizde baş aşağı durmuş, o ana kadar kimsenin iletişim kuramadığı, boş ifadelerle etrafa bakan genç birini görseniz… Algıyı ve gerçeği değerlendirmeyi bozan pek çok zihinsel hastalık olabilir tabi. Ama yine de hastanın genel tıbbi durumunu değerlendirmeyi ihmal etmemek gerekir. Çünkü mesela hasta kan şekeri düşüklüğünden dolayı krize girmiş bir şeker hastası olabilir.

Sonuç olarak psikiyatri insanı insan yapan ve onu diğer herşeyden ayıran en özel yetimizi zihni/ aklı/ ruhu ve bozukluklarını inceler. Eğer bu konuda biraz daha fikir sahibi olmak, gerçek bir psikiyatri doktorunun tecrübelerini dinlemek, insan zihninin sorunlarla nasıl başa çıktığını öğrenmek, kimi zaman gerçek vakalar karşısında hayrete düşmek kimi zaman da normal insanların bile nasıl pek çok defa saplantıların, hezeyanların, nevrozların kıyısında dolaştığını görmek isterseniz bu kitabı okuyabilirsiniz.

muhtarsulul@gmail.com