“Bizi Gidi Taklitçiler Bizi”

Milli Görüş Hareketinin karizmatik ve doğal lideri Prof. Dr. Necmeddin Erbakan Hoca; Türk Siyasi Tarihinde önemli bir liderdi ve yeri zor doldurulabilecek bir liderdir. Erbakan Hoca, hayatı ve fikirleri ile toplumumuzun belirli bir kesimine liderlik/önderlik yapmıştır. Hayatı ve fikirleri ile birçok insanın dünyasında önemli değişikliklere neden olmuştur. Karizmatik bir lider olarak kitleleri etkilemiş kitleleri bir hedef doğrultusunda birleştirmiş, kitleleri sevk ve idare etmiştir.

Erbakan Hoca; Bağımsızlar hareketi ile Konya’dan yola çıktığı siyasi hayatında Başbakanlığa kadar ulaşmıştır. Partisi/Milli Görüş Hareketi, Türk siyasi hayatına yeni liderler ve cumhurbaşkanları kazandırmıştır. Kendisini eleştirenler olduğu gibi farklı kesimlerden de takdir edenlerde her zaman olagelmiştir. Vefatından sonra takdir edenlerin sayısında önemli bir artış olduğu bilinmektedir.

Türk Siyasi Tarihinde kendine özgü üslubu ve hitabı ile de adından çokça söz ettirmiş bu özelliği ile hafızalara kazınmıştır.  Hoca’nın Türk Siyasi hayatına kendine özgü üslubu ile kazandırmış olduğu birçok deyim ve söylem bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı ilk kullanıldığında muhataplarının yüzlerinde gülümsemeler neden olmuş iken bir kısmı ise derin manalar ifade etmiş muhataplarını düşünmeye sevk etmiştir.  Bir kısmı ise salt muhalif yaklaşımlar nedeni ile asli anlamından saptırılarak farklı anlamlar yüklenmiş, farklı alanlara çekilmiştir.

Bu söz ve söylemlere bir de Erbakan Hoca’nın kendine has mizacı eklenince daha da bir anlam ve tebessümlere neden olmuştur.

Siyasi tarihimize kazandırmış olduğu onlarca sözlerden birisi de belki de bizce en önemlisi “sizi gidi taklitçiler sizi”. Hoca aslında anlatmak istediği birçok şeyi bu söz kısa söz ile anlatmış oluyordu. Bu söz ile muhataplarına vermek istediği mesajı iletiyordu.

Erbakan Hoca acaba “sizi gidi taklitçiler sizi” sözünü kimin için, kimler için kullanmaktaydı. Bugün yaşamış olsa idi bu sözünü olsa yine kullanır mıydı kullanmaz mıydı bilinmez. Bu sözü kimler için kullanmaya devam ederdi bu konuda tecrübelerimizden çıkarımlarda bulunabiliriz. “Sizi gidi taklitçiler siz” sözü kullanıldığı dönem için çok anlamlı bir sözdür.

Şimdi kimler için veya nasıl bir zihniyete karşı bu söz öbeğini kullanmış olabileceğini hep beraber bir düşünelim. Hatırlamaya çalışalım.

Kanımca Hoca, bu sözünü öncelikli olarak: Batı hayranı olan her zihniyet için kullanmıştır. “sizi gibi taklitçiler sizi” demek ile batı zihniyetinin etkisinde kalarak batının üretmiş olduğu düşünce kalıpları ve yapılar dışında hiç bir şey üretemeyen, düşünemeyen herkese karşı ve her zaman kullanmıştır. Kullanır iken de hiç bir kimseden sakınmamış sözünü esirgememiştir.

Birbirinin aynı adeta birlerinin kopyası olan siyasetçilere, siyasi rakiplerine karşı çok sık kullanmıştır. İktidara geldiklerinde eleştirdikleri işleri yapan iktidar sahiplerine karşı kullanmıştır.

Biz bir şey başaramayız yapamayız diyen düşünen kişilere zihniyetlere karşı kullanmıştır.

Batıyı öve öve bitiremeyen bir kısım aydın guruba karşı kullanmış.

Bu şekilde örnekleri devam ettirebilir “sizi gidiler sizi”nin muhataplarını artırabiliriz.

Gelelim ana meselemize “sizi gidi taklitçiler sizi”den, “bizi gidi taklitçiler bizi”ye nasıl dönüştük ya da nasıl taklitçiler olduk.

Öncelikli olarak Erbakan Hoca’nın söylemiş olduğu her şeyi hiç düşünmeden, hiç araştırmadan taklit etmeye başladık. Taklitte kınadığımız eleştirdiğimiz tüm taklitçilerin özelliklerine büründük. Taklitte taklitçileri geçmeye başladık.  Erbakan Hoca’nın Milli Görüş Hareketine, siyasi rakiplerine mesaj vermek için kullanmış olduğu bu söz zaman ile anlam kayması yaşamıştır.

Gelelim nelerde taklitçi olduk, taklitçilikte sınır tanımadık;

Erbakan Hoca’nın ağır sanayi söyleminde taklitçi olduk. Erbakan Hoca bunu söylediğinde Türkiye basma fabrikasında kumaş üretiyor, çorap üretiyordu. Ülkemizin kalkınması için önemli olan ağır sanayi hamlesi gerçekleştirilememiş, büyük barajlar henüz yapılamamıştı. Birinci köprü henüz yoktu. Üretimde ve tüketimde kullandığımız her türlü makineyi, aracı ithal ediyorduk. 1940’larda 1950’lerde Marshall yardımları ile ayakta kalmaya çalışıyorduk. O dönem şartları içerisinde Ülkemiz için ağır sanayi çok elzem ve zorunlu idi. Ülkemizin teknolojik olarak üretmiş olduğu önemli bir sanayi ürünü bulunmamaktaydı. Bugün ağır sanayiyi mi talep etmeliyiz yoksa uzay teknolojisini mi, bilişim mi, nano teknolojisini mi talep etmeliyiz? Halen ağır sanayi mi talep etmeliyiz. Ya da taleplerimizi revize mi etmeliyiz? Hoca’nın talebi günün şartları sonucu oluşmuş bir talep değil miydi?

“Havuz Sistemi”: Havuz sistemi ne idi kısaca bir hatırlayalım. Havuz sisteminden önce mevcut durum ne idi? Refah-Yol Hükümeti kurulmadan önce Devlet nasıl borçlanıyor veya kaynak sağlıyor buna kısaca bir bakmamız gerekiyor. Öncelikli olarak Devlet yatırım yapacağı zaman piyasadan kaynak temin etmeye çalışmaktaydı. Bazen dış borç ile bu kaynak sağlanmaya çalışılmakta idi. Kaynak temininde Devlet kendi arasını bankalara veya finans kurumlarına kredi adı altında aktarmaktaydı. Devlet yatırım yapacağı zaman bankalara veya finans kurumlarına vermiş olduğu kredileri daha yüksek faiz ile kaynak oluşturmak için borç olarak almaktaydı. Bir nevi kendi parasını kendisi borçlanarak kullanmaktaydı. Kamu banka ve finans kurumlarına ait kaynakları ise kullanamamaktaydı. Erbakan Hoca bu rantiyeci düzeni durdurdu. Havuz sistemi getirerek hazine ve devlet kaynaklarını havuza aktardı. Oluşturmuş olduğu havuzda topladı. Devlet kurum ve kuruluşları nakit ihtiyaçlarını yatırımları için gerekli olan sermayeyi piyasadan değil devletten daha düşük maliyete karşılamaya başladı. Devlet kar etmeye kamu kurum ve kuruluşları daha ucuza sermayeye ulaşmaya, yatırımların maliyetleri ise düşmeye başladı. Bu sistem güzel bir sistemdi ve bir defa uygulanarak kurumsallık sağlanmış oldu. Devlet maliyesi bir yerde toplanarak kaynak oluşturularak önemli bir adım atılmış oldu. Gelelim bizi gidi taklitçiler bize. Ne diyoruz havuz sistemi. Havuz sistemi Erbakan Hoca tarafından uygulandı ve devam ettirildi. Biz halen havuz sistemi diyoruz. Kafamızdan havuz problemleri kuruyoruz. Düşünmeden, sorgulamadan taklit ediyoruz. Erbakan Hoca bu durumda ne derdi acaba bize “akıl toplama havuzu” önerir miydi ya da meşhur sözünü söyler miydi burada “sizi gidi taklitçiler sizi”. Maalesef “bizi gidi taklitçiler bizi” durumumuz devam ediyor.

Erbakan Hoca faizci düzene karşı çıkıyordu. Bütün hayatı boyunca faizci düzene karşı mücadele etmiştir. Faizcileri, rantiyecileri eleştirmiştir. Bu eleştiriler ile birlikte döneminde kendi uygulayacağı ekonomik sistemi anlatıyordu. Biz ise faizci sisteme karşıyız diyoruz, onun ötesine geçemiyoruz. Yerine koyacağımız sistemi henüz kendi kafamızda dahi netleştiremedik. Kendi sorularımıza dahi cevap bulamadık, bulmak ile ilgili bir çabamız da olmadı. Faizci sisteme, rantiyeci sisteme karşıyız. Bunun yerine getireceğimiz sistemimiz faizsiz, rantiyesiz bir ekonomi. Bunun ile ilgili bilimsel olarak yeterince çalışmamız, ekonomik programımız yok. Var ise de bilgi sahiplerinin dışında bilen yok. Burada da Erbakan Hoca’nın söylediği “sizi gidi taklitçiler sizi”nin ötesine geçemiyoruz. Bu düzeni değiştirebilecek bir çabamız da yok. Nasıl olsa bizden önce söyleyen sözünü söyledi.

Önce maneviyat ve ahlak düsturunu şiar edinen bu hareket bu kondu da taklitçi olmaktan öteye gidememektedir. Nasıl ki Milli Görüş Vakfı (MGV) kapatıldıktan sonra yerine hemen Anadolu Gençlik Derneği kuruldu akabinde faaliyetlerine başladı. Ancak MGV gibi toplumda beklenen etkiyi gösteremedi. Yeni bir ivme kazanılamadı. AGD ile beklentilerin üzerine çıkmadı. AGD’den beklenen kendi öncüsü olan MGV’yi yakalayıp geçmesiydi. Diğer taraftan ise MGV tekrar açılmış olup fonksiyonel olarak görevini ifa etmeyip isim olarak kalmıştır. Erbakan Hoca fonksiyonel olarak görev ifa etmeyecek hiç bir kurum açmış mıdır bunun cevabını herkes kendisi versin. 1980 sonrası siyasi yasaklar kaldırıldığında kapatılan siyasi partilerin isimlerinin tekrar kullanılmasının serbest bırakıldığı halde Milli Selamet Partisi’ni tekrar açmamış. Yeni kurmuş olduğu Refah Partisi ile mücadelesine devam etmiştir. Bunun ile yakalamış olduğu yeni bir ivmeyi devam ettirmek istediğini, arzuladığını düşünmekteyiz. Diğer taraftan MGV’nin açılmış olduğu halde teşkilatlanmadan sadece biçimsel olarak kalması taklit olabilir mi?  

Erbakan Hoca’mız kendi döneminin ötesi için aklımıza gelen başka neler önermişti. Bunları tekrardan hatırlamamız gerekir. Bunlardan gerçekleşen var mı? Bugünün şartlarında buna ihtiyaç var mı? Bunları yeniden değerlendirmemiz gerekmektedir.

Cevabını bulmamız gereken “Sizi gidi taklitçilerden miyiz” yoksa “bizi gidi taklitçilerden miyiz.” Kararımız vermeliyiz.

Hoca’mız “sizi gidi taklitçiler sizi”nin durumuna mı düştük. “Bizi gidi taklitçiler bizi” mi olduk. “bizi gidi taklitçiler bizi” olmamak için ilim, irfan yolunda ilerlemeliyiz çalışmalıyız.